top of page

(Başarılı)Ergenler İçin Evi Güvenli Bir Limana Dönüştürmek

Yazarın fotoğrafı: Zeynep Okur Guner, PhD
Zeynep Okur Guner, PhD
6 gün önce
6 dakikada okunur



Yıllar boyu yapılan bilimsel araştırmalar, maddi anlamda dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklar, koruyucu aile yanında büyüyen çocuklar, yakın zamanda göç etmiş ailelerin çocukları ve ebeveynlerinden en az biri cezaevinde olan çocukların anksiyete, depresyon, madde kullanım bozukluğu, kendine zarar verme ve intihar düşünceleri gibi ruh sağlığı sorunları yaşama açısından yüksek risk grubuna girdiklerini gösterir. 2019 yılında National Academies of Sciences, Engineering and Medicine bu gruplara oldukça dikkat çekici yeni bir grup ekledi: Yüksek Başarı Gösteren Okullara (YBO) devam eden çocuklar.


Bu tanımlamayı açmak gerekirse; genellikle ileri düzey akademik programlar sunan, zengin ders dışı aktivite seçeneklerine sahip ve hem ülke düzeyinde hem de uluslararası sınavlarda düzenli olarak %75 ve üzeri başarı gösteren okullara giden çocuk ve ergenlerden söz ediyoruz. Buna bağlı olarak, Robert Wood Johnson Foundation tarafından yayımlanan bir rapor ergen ruh sağlığını tehdit eden en önemli dört çevresel faktörü şöyle sıralıyor:


  1. Yoksulluk,

  2. Travma,

  3. Ayrımcılık,

  4. Aşırı başarı baskısı.


İşte son madde, çocukları yüksek başarı gösteren okullarda okuyan ebeveynlerin üzerinde daha dikkatlice düşünmesi gereken bir konu haline geliyor.


Kağıt üzerinde mükemmel görünen ancak içten içe acı çeken gençler

Araştırmalar, yüksek başarı gösteren okullara devam eden çocukların, ortalama başarı düzeyindeki okullara devam eden akranlarına kıyasla klinik düzeyde anksiyete, depresyon, kendine zarar verme ve madde kullanım bozukluğu geliştirme olasılıklarının iki ila altı kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Son yıllarda bu gençler sıklıkla, “ne yapacağımı bilmiyorum”, “içimde bir şey eksik”, “aslında hiçbir neden yok ama mutsuzum” gibi ifadeler kullanıyor. Bazıları kendine zarar verme davranışlarına yönelebiliyor, yeme bozuklukları geliştirebiliyor, streslerini azaltmak amacıyla yasa dışı maddeler kullanabiliyor veya rahatlamak ve eğlenebilmek için aşırı miktarda alkol tüketebiliyor.


Ancak tüm bunlar olurken, bizler bu gençlerde ruh sağlığı sorunlarının klasik işaretlerini görmüyoruz: Kötü notlar yok. Okuldan uzaklaşma yok. Belirgin davranış problemleri yok. Tam tersine, karşımızda sınavlarında başarılı olan, ders dışı birçok yoğun etkinliğe katılan, ödüller ve başarılarla dolu gençler var. Kâğıt üzerinde her şey yolunda görünüyor. Bu sebeple, bu gençler daha ziyade içten içe aci çekiyorlar ve biz ebeveynler olarak bu durumu farketmekte zorlanıyoruz.


Uzmanlar, bu sorunların merkezinde aşırı başarı ve üstün performans gösterme baskısının bulunduğuna işaret ediyor. Çocuklarımızdan artık yalnızca akademik olarak başarılı olmaları beklenmiyor. Aynı zamanda spor, müzik, sanat gibi alanlarda da başarılı olmaları bekleniyor. Bir zamanlar çocuklarımızın keyif almak, oyun oynamak ve biraz stres atmak için yaptıkları aktiviteler giderek daha fazla performans ve başarıyla ilişkilendiriliyor. Bir spor dalıyla ilgilenmek yalnızca spor yapmak değil; takım seçmeleri, şampiyonalar ve madalyalar demek. Bir enstrüman çalmak yalnızca müzikle uğraşmak değil; sınavlar, seviyeler ve sertifikalar demek. Dolayısıyla ders dışı etkinlikler bile çocuklarımızın dinlenebileceği alanlar olmaktan çıkıp yeni birer rekabet ve stres alanına dönüşebiliyor. Sonuç?


Çocuklarımız sürekli meşgul. Sürekli çalışıyor, bir sonraki hedefe koşuyor ve giderek daha fazla yoruluyorlar. Peki bütün bu baskının kaynağı ne? Çocuk gelişimi profesörü ve dayanıklılık alanında dünyanın önde gelen uzmanlarından biri olan merhum Profesör Suniya Luthar'a çocuklar üzerindeki bu baskının nereden geldiği sorulduğunda verdiği cevap oldukça çarpıcı:


“Nereden gelmiyor ki?”


Biz ebeveynler, çocuklarımızın, bizim sahip olduğumuz eğitim ve fırsatlara sahip olmasını istiyoruz. Öğretmenler ve antrenörler, çocukların yaptıkları aktivitede başarılı olmalarını istiyor. Çocuklar ise surekli olarak kendilerini birbirleriyle kıyaslıyorlar. Bu esnada, üniversiteye kabul sisteminin giderek daha rekabetçi ve acımasız hâle geldiğini, prestijli üniversitelerin kabul oranlarının giderek düştüğünü anlatan haberlerle sürekli karşı karşıyayız. Dolayısıyla tek bir suçlu yok. Geldiğimiz nokta, içinde yaşadığımız zamanın ve kültürün doğal bir parçası. İçinde yaşadığımız zamanı bir anda değiştiremeyiz, ama çocuklarımızı bu kültürün yarattığı baskının olumsuz etkilerinden korumak için evde yapabileceğimiz çok şey var.


Ev, çocuklarımızın güvenli alanı olmalı

Belki de yapabileceğimiz en önemli şey, evimizi çocuklarımız için güvenli bir alan hâline getirmek. Gün boyunca performans göstermeleri, başarılı olmaları ve beklentileri karşılamaları bekleniyor. O hâlde eve geldiklerinde dinlenebilmeli, toparlanabilmeli ve ertesi gün yeniden dünyaya çıkabilecek enerjiyi bulabilmeliler. Jennifer Breheny Wallace bunu çok güzel ifade ediyor:


“Bütün gün boyunca baskıyı içine çeken yüksek başarı kültürünün içindeki çocuklar için ev, toparlanabilecekleri sıcak bir yer olmalı.”


Peki bunu nasıl yapabiliriz?


1. “Yapabiliyorsa, yapmalı” düşüncesinden vazgeçelim

Bir ileri düzey ders daha alabilir mi? Alabilir. Bir spor dalına daha katılabilir mi? Belki. Ama yapabiliyor olması, yapması gerektiği anlamına gelmez. Özellikle “Herkes bunu yapıyor” düşüncesiyle çocuklarımızın programlarını sürekli genişletmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Gerekirse, çocuğumuz yeni bir ders veya aktivite isteğiyle geldiğinde ‘hayır, yeterince yoğunsun. Boş kalan vakitlerde dinlenmen çok önemli,” diyebilmeliyiz. Çünkü, bazen daha fazlasını yapmak yerine daha azını yapmak çocuklarımız için çok daha faydalı olabilir.


2. Dinlenmek bir lüks değil, ihtiyaçtır.

Ebeveynler olarak çocuklarımızın dinlenebilecekleri zamanları yaratmak ve korumak bizlerin önceliği olmalı. Bu bazen uyumak olabilir, bazen sevdikleri dizinin bir bölümünü izlemek, bazen arkadaşlarıyla vakit geçirmek bazen de hiçbir hedef olmadan, sadece keyif aldıkları için bir aktiviteye katılmak olabilir.


Dinlenme, çalışmanın tersi değil; iyi çalışabilmenin ön koşuludur.

Beynimizin ve bedenimizin iyi performans gösterebilmesi için yeterli uykuya ve dinlenmeye ihtiyacı var.


3. Haftalık programlarına dikkat edelim

Çocuklarımızın haftasını bir bütün olarak değerlendirelim: okul, sınavlar, ödevler, spor aktiviteleri, enstrüman çalışmaları, arkadaşlar, uyku ve aileyle geçirilecek zaman… Tüm bunları göz önüne aldığınızda gerçekten yönetilebilir, sağlıklı bir program ortaya çıkıyor mu?

Çocuğumuzun giderek daha stresli, kaygılı, mutsuz veya tükenmiş olduğunu fark ediyorsak bunu ciddiye almalıyız. Bu bağlamda, bir aktivitenin yoğunluğunu azaltmak, bir dersi veya etkinliği sona erdirmek büyük fark yaratabilir.


4. Çocuklarımıza farkında olmadan gönderdiğimiz sinyallere dikkat edelim

Belki de en önemlisi bu. Çocuğunu koşulsuz sevmeyen bir ebeveyn düşünebilir miyiz? Elbette hayır! Ancak, günümüzün son derece rekabetçi akademik kültüründe, en yüksek notun altındaki herhangi bir notu felaket gibi gördüğümüzde; takımları bir şampiyonluğu kaybettiğinde hayal kırıklığına uğradığımızı gösterdiğimizde; ya da yüksek sınav notları karşılığında onlara hediyeler verdiğimizde; farkinda olmadan çocuklarımıza, sevgimizin onların başarılarına bağlı olduğu mesajını veririz. “Başarılı olduğumda annem ve babam daha mutlu.” Ve buradan şu sonuca varabilir: “O hâlde sevgilerini hak etmek için başarılı olmak zorundayım.” İşte asıl tehlike burada başlar. Bu nedenle onlara bazı şeyleri açıkça söylemek gerekiyor:


“Senin değerin aldığın notlardan daha büyük.”

“Başarıların seni değerli yapan şey değil.”


Peki beklentilerimizi tamamen bırakalım mı?

Hayır. Bütün bunlar çocuklarımızın ders çalışmasına gerek olmadığı veya akademik başarıyı önemsemememiz gerektiği anlamına gelmiyor. Aksine, ebeveyn olarak bizim görevimiz, çocuklarımız için gerçekçi ve sağlıklı beklentiler belirlemek; sınırlar koymak ve bu sınırları korumaktır.


Araştırmalar yüksek beklentilerinin çocuklarda başarı ve yeterlilik duygusunu destekleyebileceğini gösteriyor. Sorun beklentinin kendisi değil. Sorun, ergenin ebeveyn sevgisini başarıya ve beklentilere bağlı görmesi ve içselleştirmesi. Dr. Madeline Levine'in ifadesiyle:


“Çocuklar, ebeveynlerinin sevgisini başarıya bağlı olarak deneyimlemeye başladıklarında ciddi duygusal sorunlar açısından risk altına girerler.”


5.Hatalara öfkelenmek yerine merakla yaklaşalım

Hatalar, başarısızlıklar, kötü notlar ve başarısız olunan sınavlar hayatın kaçınılmaz bir parçası.

Çocuğumuzun bunlardan tamamen uzak bir hayat yaşamasını sağlayamayız.

O hâlde bunlar olduğunda ne yapabiliriz? “Öfkelenmek yerine merak etmeyi” deneyebiliriz.


Söylemesi yapmaktan çok daha kolay, biliyorum. Ben de yüksek başarı gösteren bir okula devam eden bir ergen annesiyim. Elbette kızımın bütün sınavlarından yüksek notlar almasını isterim. Ama kendime sürekli bunun gerçekçi bir beklenti olmadığını hatırlatmam gerekiyor.

Çünkü başarısızlıklar ve hatalar da çocuklarımızın öğrenmesi, gelişmesi ve yeniden ayağa kalkması için önemli fırsatlar olabilir.


Bir sınavdan kötü not almak, hayatın sonu değildir. Bir yarışmayı kaybetmek, hayal ettiğiniz takıma seçilememek başarısız bir insan olmak anlamına gelmez. Bir hedefe ulaşamamak, değersiz olmak demek değildir. Çocuklarımızın bunları bizlerden duymaya ihtiyacı var.


Son söz

Çocuğunuz yüksek başarı gösteren bir okula devam ediyor olabilir. Ya da olmayabilir.

Ama hangi okulda okursa okusun, ev her çocuk için her zaman güvenli bir alan olmalı.

Hem fiziksel hem de duygusal olarak. Çocuklarımızın dünyaya karşı güçlü olmalarını istiyoruz.

Ama güçlü olabilmeleri için dinlenebilecekleri, hata yapabilecekleri, başarısız olabilecekleri ve yine de sevileceklerini bildikleri bir ev ortamına ihtiyaçları var.


Bunu sağlamak için yapacağımız küçük değişiklikler bile büyük bir fark yaratabilir.

Bir sonraki yazımda çocuklarımızın başarısızlıkları ve yaptıkları hatalar karşısında nasıl davranabileceğimizi konuşmaya devam edeceğim. Yüksek beklentilerimizi nasıl koruyabiliriz? Sınırlarımızı nasıl belirleyebiliriz? Bütün bunları yaparken evimizi ve çocuklarımızla olan ilişkimizi nasıl güvenli bir alan olarak tutabiliriz?


Bir sonraki yazıda bunları daha pratik örneklerle ele alacağım. Böylece gerektiğinde başvurabileceğiniz, adım adım ilerleyen bir tür uygulama rehberine sahip olacaksınız.

 


Kaynaklar:


National Academies of Sciences, Engineering and Medicine, (2019), “Vibrant and Healthy Kids: Aligning Science, Practice and Policy to Advance Health Equity”, The National Academies Press, Washington DC


Geisz M., B., Nakashian M., (2018), “Adolescent Wellness: Current Perspective and Future Opportunities in Research, Policy and Practice ” Robert Wood Johnson


Breheny Wallace J., (2023), “Never Enough: When Achievement Culture Becomes Toxic and What We Can do About It”, Penguin Random House, NY


Stixrud W., Johnson N., (2021), “What To Say? How To Talk with Kids to Build Motivation, Stress Tolerance, and a Happy Home”, Viking, NY


Full PreFrontal: Exposing The Mysteries of Executive Function, Episode 90: Professor Suniya Luthar, “When Having It All Doesn’t Translate Into Having It Easy”, 07/10/2019, Spotify


Levine M., (2006), “The Price of Privilege: How Parental Pressure and Material Advantage Are Creating A Generation of Disconnected and Unhappy Kids”, Harper Collins, NY










 
 
 

Yorumlar


İletişim

substack: drzeynepokurguner.substack.com

​

  • Instagram
  • LinkedIn
  • X
bottom of page