Ergenlik Öncesi Dönem, Yeni Ergenlik mi? Göz Devirme ve Kapı Çarpmanın Yaşı mı Düştü?
- Zeynep Okur Guner, PhD

- 6 gün önce
- 4 dakikada okunur

“Geçen gün yakın bir arkadaşımla ortaokul çağındaki çocuklarımız hakkında sohbet ediyorduk. Konu dönüp dolaşıp çocuklarımızın bu dönemde yaşadığı duygusal iniş çıkışlara geldi. Arkadaşım çok düşündürücü bir şey söyledi: Kendi ergenlik öncesi yıllarını (yaklaşık 9–12 yaş) bu kadar zor ve dalgalı hatırlamadığını anlattı. Hatta aklına şu soru gelmişti: Acaba ortaokul yılları, hakkında söylenenler nedeniyle olduğundan daha zor bir dönem gibi mi algılanıyor? Sonuçta hepimiz asıl zorlayıcı dönemin ergenlik olduğunu düşünerek büyümedik mi? Oysa bugün sanki bu zorluklar çok daha erken başlıyor.
Ben de kendi ortaokul yıllarımı düşündüm. Elbette arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan küçük krizleri hatırlıyorum; öğle yemeğinde kimin kimin yanına oturacağı gibi, o yaşta dünyanın sonu gibi görünen meseleleri… Ama on yaşındayken bu kadar belirgin duygu dalgalanmaları yaşadığımı hatırlamıyorum. Anneme göz devirdiğimi ya da kapıları çarptığımı da… Emin olmak için anneme sordum. O da beni en azından 10–11 yaşlarındayken böyle hatırlamadığını söyledi.
Peki siz?
Peki Ne Değişti?
Eskiden daha çok ergenlik dönemine özgü olduğunu düşündüğümüz davranışları neden artık çok daha küçük yaşlarda görmeye başladık? Bunun pek çok olası açıklaması olabilir. Ancak bugün özellikle puberte, yani ergenliğin biyolojik başlangıcı üzerinde durmak istiyorum.
Puberte, bireyin üreme olgunluğuna ulaşmasını sağlayan biyolojik gelişim sürecidir. Bu süreçte salgılanan hormonlar yalnızca bedeni değil, beyni de etkiler. Dolayısıyla çocukların sosyal ilişkilerinde, duygularını düzenleme becerilerinde ve davranışlarında da önemli değişimler görülmesi son derece doğaldır. İşin dikkat çekici yanı ise şu: 1990'lı yıllarda ve daha öncesinde puberte, kız çocuklarında ortalama 11, erkek çocuklarında ise 13 yaş civarında başlıyor ve yaklaşık 3–4 yıl sürüyordu. Bugün ise tablo farklı. Araştırmalar, pubertenin kız çocuklarında ortalama 8–9, erkek çocuklarında ise 10–11 yaşlarında başladığını gösteriyor. Üstelik bu süreç artık yalnızca birkaç yıl değil, bazı çocuklarda 10 yıla kadar uzayabiliyor.
Peki bunun nedeni ne?
Bilim insanları, maruz kaldığımız endokrin bozucu kimyasalların (yediğimiz, içtiğimiz ya da cildimize sürdüğümüz ürünlerde bulunan bazı kimyasalların) bu değişimde rol oynayabileceğini düşünüyor. Obezitenin de etkili olabileceği öne sürülüyor. Ancak bugün için kesin bir yanıtımız yok. Kesin olarak bildiğimiz şey ise şu: Puberte artık daha erken başlıyor ve bu durum yalnızca fiziksel gelişimi değil, çocukların duygusal ve sosyal gelişimini de etkiliyor.
Erken Başlayan Hormonlar, Aynı Hızla Olgunlaşmayan Bir Beyin
Cara Natterson ve Vanessa Kroll Bennett, This Is So Awkward adlı kitaplarında bu değişimi şöyle açıklıyor:
"Puberte artık eskisine göre çok daha erken başlıyor. Bu da östrojen ve testosteron gibi hormonların çok daha küçük yaşlardaki çocukların beyinlerini etkilemeye başladığı anlamına geliyor. Oysa beynin olgunlaşması tamamen yaşla ilerleyen bir süreçtir; pubertenin erken başlaması, beynin daha büyük bir çocuğun ya da yetişkinin düşünme becerilerine daha erken ulaşmasını sağlamaz."
Başka bir deyişle, günümüz çocukları hormonlardaki bu yoğun değişimi, önceki kuşaklara kıyasla henüz daha az olgunlaşmamış bir beyinle deneyimliyor. Acaba ergenlik öncesi dönemde daha sık gördüğümüz duygu dalgalanmalarının ve bu yılların hem çocuklar hem de ebeveynler için daha zorlayıcı hale gelmesinin nedenlerinden biri bu olabilir mi?
Natterson ve Kroll Bennett bu soruya kesin bir yanıt veremeyeceğimizi söylüyor. Ancak şu önemli gözlemi de paylaşıyorlar:
"Henüz, duygu dalgalanmalarının daha erken yaşlara indiğine dair bir örnek paylaşmayan tek bir ebeveyn, ya da öğretmenle bile karşılaşmadık. En sık duyduğumuz yorum ise çocukların göz devirmeye ve kapıları çarpmaya beklenenden çok daha erken başlamasına duyulan şaşkınlık."
Yazarlara göre hormonlardaki erken değişim, duygu dalgalanmalarının da daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına katkıda bulunuyor olabilir. Buna, gelişimini henüz tamamlamamış bir beyni de eklediğimizde, bugün ortaokul yıllarının neden geçmişe göre daha karmaşık ve zorlayıcı hissedildiğini anlamak kolaylaşıyor.
Farkındalık, Bakış Açımızı Değiştirebilir
Bence yalnızca bu değişimin farkında olmak bile ebeveyn olarak bakış açımızı değiştirebilir.
Çocuğumuzun davranışlarını onaylamak zorunda değiliz. Ancak bunların gelişimsel süreçle ilişkili olabileceğini bilmek, davranışın arkasındaki ihtiyacı görebilmemizi kolaylaştırabilir.
Elbette hiçbirimiz kapı çarpmanın ya da göz devirmelerin daha erken başlamasından hoşlanmıyoruz. Ama bunun neden daha küçük yaşlarda karşımıza çıktığına dair artık elimizde önemli bir ipucu var.
Ortaokul Yılları Sanıldığı Kadar Korkulacak Bir Dönem mi?
Ne yazık ki ortaokul yılları ve puberte, çoğu zaman olumsuz bir üne sahip. Bu dönemde çocuklarımız yavaş yavaş daha az fiziksel yakınlık isteyen, bize daha az bağımlı olan ve mahremiyet ihtiyacı artan bireylere dönüşüyor. Ancak bunu sakın yanlış yorumlamayın.
Bize eskisi kadar sarılmıyor olabilirler. Daha fazla yalnız kalmak istiyor olabilirler. Ama hâlâ desteğimize, rehberliğimize, sevgimize ve anlayışımıza her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyorlar. Üstelik bize zaman zaman "artık hiçbir şeyden anlamıyormuşuz", "çok yaşlıymışız" ya da "fazlasıyla utanç vericiymişiz" gibi hissettirmekte ustalaşmış olsalar da, aslında bizim onlar hakkında ne düşündüğümüzü hâlâ çok önemsiyorlar. Bizi gururlandırmak istemeye de devam ediyorlar.
Bu nedenle önümüzdeki yazılarda ortaokul yıllarını daha yakından ele alacağız. Bu dönemde çocuklarımızın gelişiminde neler yaşandığını, ebeveyn olarak nelere odaklanabileceğimizi ve güvenlik, arkadaşlık ilişkileri, dürüstlük, okul yaşamı gibi sık karşılaşılan konulara nasıl yaklaşabileceğimizi birlikte konuşacağız.
Bu dönemin belki de en önemli mesajı ise şu:
Eskiden ebeveynlere çocuklarıyla cinsellik hakkında "o konuşmayı" yapmaları önerilirdi. Oysa bugün biliyoruz ki tek bir büyük konuşma yerine, çocuklarımız büyüdükçe ihtiyaçlarına göre şekillenen yüzlerce küçük sohbet çok daha etkili.
Ergenlik öncesi ve ergenlik yıllarında çocuklarımız aynı anda yetişkin bir beden, yetişkin bir beyin ve kendilerine özgü yetişkin bir kimlik geliştirmeye çalışıyorlar. Bu, yaşamın en büyük gelişim görevlerinden biri. Bizim görevimiz ise bu yolculukta onlara güvenli bir liman olmak; ihtiyaç duyduklarında yanlarında durmak, onları anlamaya çalışmak ve gelişimlerini desteklemek.
Hepimize bu yolculukta kolaylıklar diliyorum.
Kaynak:
Natterson C., Kroll Bennett V., (2023), “This Is So Awkward”, Rodale, NY



Yorumlar