top of page

Yüksek Akademik Beklentinin İnce Çizgisi

  • Yazarın fotoğrafı: Zeynep Okur Guner, PhD
    Zeynep Okur Guner, PhD
  • 13 saat önce
  • 3 dakikada okunur


“Yedi kez düş, sekiz kez ayağa kalk.”

Japon atasözü



1960'lı yıllardan bu yana yapılan araştırmalar oldukça tutarlı bir sonuca işaret ediyor: Ebeveynlerin akademik konulardaki yüksek beklentileri, çocukların akademik başarılarını olumlu yönde etkileyebiliyor. Çocuklarımızdan hem akademik yaşamlarında hem de ahlaki değerler konusunda yüksek standartlar beklememiz doğaldır. Üstelik özellikle ergenlik dönemindeki çocukların zamanlarını anlamlı faaliyetlerle geçirmeleri; sıkılıp riskli davranışlara yönelmelerini önlemek açısından da önemlidir. Peki, yüksek beklentiler çocuklarımızı motive ediyorsa, şu önemli soruyla karşı karşıya kalıyoruz:


Sağlıklı yüksek beklenti ile çocuğa zarar veren yüksek beklenti arasındaki sınır nerede başlıyor?


Bu, ister çok hırslı ister daha rahat bir ebeveyn olsun, hemen herkesin zaman zaman kendine sorduğu bir sorudur:

"Çocuğuma gereğinden fazla mı yükleniyorum?"

veya

"Yeterince teşvik etmiyor olabilir miyim?"


Başarı İçin En Uygun Ortam: Yüksek Beklenti, Düşük Tehdit

William Stixrud ve Ned Johnson'ın da vurguladığı gibi, çocukların en iyi öğrendiği ve en yüksek performansı gösterdiği ortam "yüksek beklenti, düşük tehdit" ortamıdır. Bu yaklaşımın temelinde şu fikir vardır: Çocuklar; kendilerini geliştirecek ölçüde zorlandıklarında, ancak hata yapmanın güvenli olduğu, ilk denemede anlamamanın normal karşılandığı ve zorlanmanın doğal kabul edildiği ortamlarda en iyi şekilde öğrenirler. Başka bir deyişle, ebeveynler ve öğretmenler çocukların potansiyeline güvendiklerini hissettirmeli; ancak bu güveni katı not beklentileri, sürekli performans baskısı veya başarıya bağlı sevgi mesajlarıyla gölgelememelidir.


Beklenti Baskıya Dönüştüğünde...

Beklentiler aşırıya kaçtığında ve başarı çok katı kurallarla tanımlandığında, bunun önemli olumsuz sonuçları olabilir. İlk olarak, yoğun baskı ironik biçimde akademik performansı düşürebilir. Çünkü beynimiz en üst düzey bilişsel performansı gösterebilmek için kendini güvende hissetmeye ihtiyaç duyar. Kaygı arttıkça öğrenme, dikkat ve problem çözme becerileri zayıflar.


İkinci olarak, aşırı baskı çocukları kopya çekmeye veya yalan söylemeye daha yatkın hâle getirebilir. Sürekli en yüksek notları almak zorunda hisseden bir çocuk için başarısızlık kabul edilemez bir sonuç hâline gelebilir. Böyle durumlarda bazı çocuklar, beklentileri karşılayabilmek için etik olmayan yollara başvurabilir. Meslek hayatım boyunca bazı ebeveynlerin çocuklarına, lise boyunca girdikleri her sınavdan mutlaka %90'ın üzerinde not almaları gerektiğini söylediklerine tanık oldum. Böyle bir baskı altında yaşayan bir çocuğun, bir noktada kopya çekmeyi düşünmesi ne yazık ki şaşırtıcı değildir.


Son olarak, araştırmalar ebeveynlerinin aşırı akademik beklentilerine maruz kalan çocukların ve gençlerin;


  • klinik düzeyde kaygı bozuklukları,

  • depresyon,

  • obsesif kompulsif bozukluk (OKB)

  • Yeme bozuklukları


gibi ruh sağlığı sorunlarını yaşama risklerinin anlamlı ölçüde arttığını göstermektedir.


Sorun Beklentinin Kendisi Değil, Beklentiyi Nasıl İfade Ettiğimizdir

Aslında sorun yüksek beklenti değildir. Sorun, beklentimizi nasıl ilettiğimizdir.

Başarıyı çok katı kurallarla tanımladığımızda (örneğin "90'ın altındaki hiçbir not kabul edilemez." dediğimizde) veya akademik başarıyı ödül ve ceza sistemiyle ilişkilendirdiğimizde, istemeden şu mesajı vermiş oluruz:


"Seni ancak başarılı olduğunda takdir ederim."

Çocuk bunu çoğu zaman şöyle algılar:

"Beni sevmeleri, başarılı olmama bağlı."


Stixrud ve Johnson'ın "yüksek beklenti, yüksek tehdit" olarak tanımladığı durum tam da budur.


Çocukların Kendi Hedeflerini Belirlemelerine Fırsat Tanıyın

Stixrud ve Johnson'a göre sağlıklı beklentiler oluşturmanın en etkili yolu, çocukların kendi hedeflerini belirlemelerine destek olmaktır. Elbette bunu yaparken onları mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu veya başkalarını hayal kırıklığına uğratma kaygısıyla baş başa bırakmamak gerekir. Bunun için çocuğunuzla açık bir sohbet başlatabilirsiniz.


  • Bu yıl neleri başarmak istiyorsun?

  • Kendini hangi alanlarda geliştirmek istiyorsun?

  • Okul, spor veya diğer ilgi alanlarınla ilgili hedeflerin neler?


Çoğu çocuk zaten notlarını yükseltmek, okulda veya spor hayatında daha başarılı olmak ister. Bu sebeple; çocuklarımızın hayatlarının iyi gitmesini istediklerine önce biz inanmalıyız.

Buna bağli olarak, hedefleri mümkün olduğunca onların belirlemesi daha değerlidir. Biz ebeveynlerin rolü ise hedef koyan kişi olmak değil; rehberlik eden, gerçekçi değerlendirmeler yapan ve gerektiğinde yön gösteren bir danışman olmaktır.


SMART Hedefler

Stixrud ve Johnson, çocukların hedef belirlerken SMART modelini kullanmalarını öneriyor.

Bir hedef;


  • S – Specific / Belirli

  • M – Measurable / Ölçülebilir

  • A – Attainable / Ulaşılabilir

  • R – Realistic / Gerçekçi

  • T – Time-bound / Zamanı belirlenmiş


olmalıdır.

Örneğin;

"Matematikte sınıfın en iyisi olacağım."

demek yerine,

"Bir sonraki matematik sınavına kadar her akşam 30 dakika matematik çalışacağım."

demek çok daha etkili bir hedeftir. İkinci hedef;


  • nettir,

  • ölçülebilir,

  • uygulanabilir,

  • gerçekçidir

  • ve belirli bir zaman sınırı içerir.


‘SMART’ hedefler, çocukların yalnızca başarılarını değil; öz güvenlerini ve öz yeterlilik duygularını da güçlendirir. Çünkü çocuk, ulaşılabilir hedefler koydukça ve bunlara adım adım yaklaştıkça kendi başarısını deneyimleme fırsatı bulur. Bu süreçte ebeveyn olarak bizim görevimiz; onları cesaretlendirmek, desteklemek ve zorlandıkları anlarda onlara daha geniş bir pencereden bakmayı hatırlatmaktır. Şunu sık sık duymaya ihtiyaçları vardır:

"Sen notlarından çok daha değerlisin." Çünkü okul başarısı, sınav puanları ve ödüller ne kadar önemli olursa olsun, bunlar bir çocuğun yaşamının yalnızca bir bölümünü oluşturur.

Bir çocuğun değeri, aldığı notlarla ölçülemez. Bunu bilmeleri ve gerçekten hissetmeleri gerekir.


"Belki de çocuklara söylememiz gereken şey, notların önemsiz olduğu değil... Hayattaki tek önemli şeyin notlar olmadığıdır. Onlara bunun aksini öğretmek, yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir."

Michele BorbaThrivers



Kaynaklar;


Stixrud W., Johnson N., (2021), “What Do You Say? How to Talk with Kids to Build Motivation, Stress Tolerance and a Happy Home”, Penguin Life, NY


Stixrud W., Johnson N., (2018), “The Thriving Child: The Science Behind Reducing Stress and Nurturing Independence”, Penguin Life, NY






 
 
 

Yorumlar


bottom of page